14 Mart 2013 Perşembe

Gitmek gerekir bazen...



Gitmek gerekir bazen....
Öylece herşeyi bırakıp geriye bakmadan.
İşte öyle bir zaman. "İstanbul'da yaşamak"
15 milyon insanın dışındakiler pek  bilmezler bu duyguyu.  Yaşım ilerledikçe mi nedir? 
Ben şimdi iliklerime kadar hissediyorum. Yaşadığım şehrin zorluğunu. 
Bir bıkkınlık hali ki sormayın. Sabah yataktan kalktıktan sonra  işe gitmenin en az iki saat sürdüğü koca bir şehir İstanbul. Ve insanı yavaş yavaş bitiren. Yaşam enerjinizi emen, ruh sağlığınızı siz anlamadan bitiren.
Şöyle bir Akdeniz akşamının hayalini bile kuramaz hale gelirsiniz günün trafik yorgunluğundan, işinizin stresinden.
Gercekten yapmamiz gerekenleri yapiyormuyuz? Kaçımız kendimiz için sadece kendimiz için bir şeyler yaptık yakın zamanda.  
Kaçımız evimize geldikten sonra şöyle keyif içindeyiz ki!
Hep bir telaş, hep bir yetişememe hali. İhmal edilmiş aile, akraba ve arkadaşlık ilişkileri.
Hepimiz ya televizyonun karşısında, ya bilgisayarın başında yatma saatimiz gelene kadar bakıyoruz öylece...
Sebepsizce bize dayatılan saçmalıkları izleyerek geçen onca gece.
Kendini ıspat etmeye çalışanlar mı istersin. Öğretmeni ile aşk yaşayan küçük kızlar mı?  Ne adap kalmış ne muaşeret.
Yıllar sonra geriye dönüp baktığımda keşke dememek için...  Özür dilerim tüm sevdiklerimden ve beni sevenlerden. Sizi isteyerek ihmâl etmedim. 
Kızmayın bana gitmek istiyorum.
Televizyonun, bilgisayarın ve trafiğin olmadığı bir yere...
Sevgiyle...



8 Mart 2013 Cuma

Hayata dair...


Bir "blog" yazarı değilim olma yolunda bu gun ilk adımımı attım. Olur muyum? 
Ben de bilmiyorum zaman gösterecek. 
Sosyal medya stratejeleri dersimin ilk ödevi ;-)
Heyecanlıyım aslında...
Kendimi tanıtmadan önce aslında bunu niye yazdıgımdan bahsetmek istiyorum. 
Ben evde paşa paşa oturup iki tane yavrumu büyüturken 200  liralık föndoteni yüzüne sürünce daha da sevimlileşen pek sevgili ortağım hadi çalış dediğin de aslında kader de ağlarını bizim için örmeye başlamış. Tabi bizim bundan haberimiz 2008 global Dünya krizin de elim bir kaza sonucu annemin de deyimiyle "sonradan olma tek yumurta ikizi" olarak dünyaya geldik. Bunu size resimlerle belgeleyeceğim ilerleyen zamanlarda:-) Yani iş hayatımızda ki kader ortaklığımız başlamış oldu. (Daha önce de ortaktık ) işte bu yazıyı bu gün yazıyorsam sebebi can arkadaşımın yıllardır blog yazmak istiyorum deyip, bir gün hadi sosyal medya dersi alıyoruz demesiyle bu maceraya da adım atmış bulunuyorum.  Neyse lafı fazla uzatmadan devam edeyim. 
Napıyoruz ? "8 yıldır çeşitli televizyon programları" yapıyoruz. 
Seviyorum işimi... çalışma ortamımı, yaşamayı, paylaşmayı, eğitilmeyi ve eğitme aracılık etmeyi...
İş yaşamımda ki mottom ne mi?
 " yapımcı, sunucu, anne, veli, kendisinin işçisi, işinin patronu"
Sevgiyle...